AKİF İNAN ÖZELİNDEN GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE
0 | | | 07-01-2016

HACI ÜNAL

   Şair, mütefekkir, sendikacı olarak bilinen Akif İnan “kurucu”dur. Mavera’nın kurucularından ve Yedi Güzel Adam’dan biridir. Eğitimciler Sendikasının kurucusudur. (14 Şubat 1992) Birçok memur sendikasını da örgütleyerek kısa adı Memur-Sen olan konfederasyonun başına geçer ve vefatına kadar bu görevi yürütür.

İyi bir hatiptir, konferansçılığı meşhurdur. Türkiye’nin birçok yerinde konferans verdiğini görüyoruz. Böyle “ kurucu” büyüklerimiz maalesef fazla değil. Kutlu yolculukları ancak büyük şahsiyetler başarabilir.

   Akif İnan’ın şairliği, öğretmenliği, köşe yazarlığı, fikir adamlığı, edebiyatçılığı/dergiciliği ve sendikacılığından hangisi öndedir acaba? Bunu  Mustafa AYDOĞAN şöyle cevaplıyor Yazma  Sevinci adlı eserinde; “Akif İnan edebiyatı hayatının tek gayesi olarak görmez. Uğraşlardan bir uğraştır sadece sendikacılık gibi, öğretmenlik gibi… Hatta edebiyat konuşmaktan sıkılır bile.”

 “Bana öyle geliyor ki, Akif İnan, her zaman yazmaktan çok yaşamaktan yana çıkmıştır. Kendi aramızdaki konuşmalarda söz edebiyattan açıldığında konuşmayı değil susmayı tercih ederdi...”(Rasim Özdenören,Yazmaktan değil yaşamaktan yanaydı,Yeni Şafak, 27.01.2000)

Bir dava adamı, bir inancın eylemcisi olarak bakardı hayata.Eğer davasına daha uygun gördüğü bir faaliyet söz konusu ise önceki eylemi yarıda bırakmakta ya da ertelemekte bir beis görmez.Önemli olan o işin yapılmasıdır,çünkü dava onu gerektirmektedir. Bu elbette büyük bir kişiliktir ama geride hep eksik kalmış bir şeyler bırakarak devam eden bir hayattır.Tatmin olmaz, daha önünde var kabul ettiği birçok eksiğin  acısını çekerek hayatını sürdürmeye çalışır. Önemli olan yapılmış olan değil yapılacak olandır…

Akif İnan’ın kendi ifadesi ile: “Bütün İslam ülkeleri bizimdi. Hatta bütün yeryüzü bizimdir. “Yeryüzü size Mescit kılındı” buyruğunun doğrultusunda, köşe bucak bütün dünya bizim.

Bütün Müslümanlar bizimdir. Çünkü “Bütün Müslümanlar kardeştir.” Hatta bütün insanlar bizimdir. Çünkü hepimiz Adem'in çocuklarıyız. Bütün yeryüzüne bütün insanlara söyleyecek sözümüz var bizim. Onları, fıtratlarına asıllarına çağırmakla görevlendirilmişiz...”

Şimdi durup bakmak lazım bunları söyleyen ve eğitim gelecek perspektifi olan , eylem adamı Akif İnan;  Sıkıntısız geçen bir günü kar sayan, üretmeyip tüketen,haz  ve neşe peşinde, 20-30 yıl sonrasını hatta 10 yıl sonrasını göremeyen, Rabbimin nimet olarak verdiği şu genç  nüfusun nasıl yetişeceği üzere A,B,C,…planları olmayan insanların, gençlerin  yetiştiğini görse… ve  her bir genç, bir alemdir diyebilen, her birinin ayrı bir becerisi, yeteneği olan bireylerdir diyebilen ve topluma bu gençleri kazandırma derdi, davası ve idealleri olmayan veliler, idarecilere  ne demeli… ne derdi….

Yine kendi ağzından; “İyi bir şiir yayınlandığı zaman haftalarca, aylarca onun yankısının devam ettiği bir ortamdan, ne yazık ki, uzaklardayız şimdi. Duyarlıktan zevk-i selimden, hatta derinliğine tefekkürden ayrı düşmenin bir görüntüsü değil mi bu? Daha çok yakınlara kadar “ünlü adam” denildi mi akla hemen yazarlar şairler gelirdi. Toplum onları severdi, onları konuşurdu. Bir romancı, bir hikaye yazarı, bir şair adeta esatiri varlıklardı.  Bir itibar sahibiydiler. İlâ Maşallah şimdi, hele gençlik, ünlü kişi olarak, sporculardan, şarkıcılardan, sinema oyuncularından gayrısını tanımak, kabul etmek mevkiinden çok uzakta.”

Mehmet Akif İnan rahmetli ilçemde de güzel izler bıraktı. İlçem olan K.Hamam’da katılmış  olduğu Kızılcahamam Belediyesi’nin düzenlediği “Mehmet Akif ERSOY paneli (28.12.1994) ilçemize ilk gelişi miydi bilmiyorum. Ama ben o zamanlar Eğitim Fakültesinde okuyan bir öğrenciydim. İlçemizde BBP  belediye başkanlığını kazanmış, o güne kadar yapılmayan kültürel  ve sanatsal faaliyetler yapılmakta ve büyük bir heyecan uyandırmakta, çevre ilçeler Kazan ve Çamlıdere’den bile katılımcılar olmakta idi. Necip Fazıl, Mehmet Akif ve Çeçenistan programları bunlardan biriydi. Bu programlara ülkemizin seçkin edebiyatçıları şair ve yazarları katılmaktaydı. İnternetin hayatımıza girmediği o yıllar Türk Milletinin  genlerinde olan, köy odalarından alışık olduğu  sohbet kültürü, söyleşi ve dinleme üzerinden bilgi aktarımlarının geri dönütleri de fark edilebiliyordu…Özetle o yıllarda edebiyatçıya, sanatçıya ilgi ve alaka çok daha iyi idi.

 Bu güzel  adam; ilçedeki Mehmet Akif ERSOY panelinden çıktıktan sonra, hareket adamı, eylem adamı olduğunu, burada da gösteriyor,  fırsatı değerlendiriyor.  O zamanki belediye başkanı Yaşar YILDIRIM ve bir grup öğretmen arkadaşla Sağlık Meslek Lisesi Müdürü Yavuz ATAK, Ahmet Bakır, Atabey ÇAKICI, Asuman Ünsal ARSLAN gibi… daha bir iki yıllık olan sendikanın Kızılcahamam Temsilciliğini oluştururlar. O yıllardan sonra da Eğitim Bir. Sendikasının toplantılarının  çoğu ilçemizde yapılıyor, bu da  benim açımdan ayrıca bir sevinç ve gurur  kaynağı.

“Sizler, bir yangın meydanından geçmiş, yanmış ama harap olmamış, helak olmamış bir gençlik topluluğu temsil ediyorsunuz. Bu yangın meydanı ülkemizdir. Bir yandan kendi yaralarınızı saracak, öte yandan bu yangının yıkımlarını onaracaksınız. Bu ülkenin imarını gerçekleştirecek kadro sizlersiniz. Sizin inancınız ve kazanacağınız ehliyettir ancak, bu yurdu, Ortadoğu'yu, bütün yeryüzünü kurtaracak olan. İhtiyacımız inancınıza ve iktisap edeceğiniz ehliyetedir. Ehliyetin yolu  bilgiden geçer. Bilgiyse tahsil ile elde edilir tahsil ise okumaktır…”diyor,

  Çağın soylusu … fakat yine  o günlerden bu günlere geldiğimizde,   Akademik başarıda seviye eh şöyle böyle… şimdi bilgiye her  yerden ve çok basit bir şekilde ulaşılıyoruz. Genel, bir standart politika dışında asırlarca kültürümüzün derinliklerinden gelen eğitim yok ortada eğitim derken okula gitmeyi ve diploma almayı kastetmiyoruz. Anadolu insanının-kadınının asırlarca nesilden nesile aktardığı terbiye/eğitim ortada yok... 1400 yıllık tarihi birikimini, değerlerini,  popüler kültürün erozyonuna uğratmış bir gençlik… hani biz 1400 yıllık tarihi birikimini, değerlerini  aşkla ve heyecanla geleceğe  taşıyacaktık… Toplum adamı diye bir kavram vardı bizde… sosyal bir kişilik olarak, ailesi, toplumu, milleti ve ümmeti ile kalbi aynı atan bir gençlik… Engin ve zengin değerlerini, sanatla geleceğe taşıyabilen, entelektüel birikimi olan bir gençlik hayali ile planlarımız vardı… .

Türkiye’nin gerçek sahiplerinin  bin küsur yıldır Anadolu- İslam kültür ve tarihini yaşayan, ilim, kültür sanat ve estetik ekseninde hassasiyetlerini  kaybettiler-dirildiler….

Akif  İnan emperyal batı değerlerine direnen, Büyük doğudan beslenen eylem ve aksiyon adamıydı. Onun gibi kültür adamlarımız, savunan, direnen adamlarımız olmasaydı  bugünlerimiz ve geleceğimiz daha vahim olabilirdi.

 

 

Top