İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
0 | | | 20-06-2020

Zahit ŞAHİN

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ FESHEDİLSİN

Toplum dinamiklerinden aile için hayırlı bir şey yapılmak isteniyorsa İstanbul Sözleşmesi acilen feshedilmelidir.”

11 Mayıs 2011 tarihinde TBMM’deki bütün partilerin oybirliğiyle kabul edilerek Türkiye’nin başına bela edilen İstanbul Sözleşmesi, aile yapısının bozulmasına, gençlerin ve toplumun ahlaki çöküntüsüne neden olmaya devam ediyor.

Milletimizin tamamına yakınının ciddi tepki gösterdiği bu sözleşme tek taraflı fesh hakkını veriyor: Sözleşmenin 80’inci maddesinde geçen “Taraflardan herhangi biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, herhangi bir zaman bu sözleşmeyi feshedebilir.”

İstanbul sözleşmesi neden feshedilmeli, açıklayalım:

  • Bu Sözleşme Kadına Şiddetin Ürkütücü Boyutlar Kazandığı Avrupa’da Ortaya Çıkıyor

Avrupa Birliği, İstanbul Sözleşmesi ile toplumsal cinsiyet eşitliğini şiddetin önlenmesi için tek seçenekmiş gibi görüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin üst sıralarda olduğu Avrupa ülkelerinde kadına yönelik şiddet, cinayet ve tecavüz oranlarının yüksek oluşu bu teoriyi çökertiyor. Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre Finlandiya’da her yıl 50, Danimarka’da 24 bin kadın tecavüz ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Ülkemizde de sapkın sözleşmeye dair politikaların uygulanmaya başlamasından sonra istatistikler şiddetin azalmadığını açıkça gösteriyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre aile ve asliye mahkemelerinde onaylanan kolluk kuvveti kararları her geçen yıl artıyor.

  • Kadının Beyanı Esas Alınıyor

İstanbul Sözleşmesi ile 6284 sayılı kanun kapsamında akla ve vicdana ziyan, “Kadının beyanı esas alınır.” maddesi gereğince 2019 yılında 553 bin 463 erkek evden uzaklaştırılmış, aile kurumu tamiri mümkün olamayacak tahribatlar almıştır. 

İstanbul Sözleşmesi, ayrıntılı bir şekilde analiz edildiğinde aile kurumunu ve toplumun ahlaki yapısını çökertecek bir içeriğe sahip olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır.

  • Basit İnsani Müdahaleler Şiddet Olarak Kabul Ediliyor

İstanbul Sözleşmesi’nin şiddet tanımı oldukça geniş ve belirsizdir. Sözleşmede şiddet, “kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” olarak tanımlanıyor.

Bu şiddet tanımı üzerinden oluşturulan kanun ve yasalar istismar edilebilir ve büyük mağduriyetler doğurabilir. Örneğin; Aile Bakanlığı’nın bir araştırma raporunda bir erkeğin hanımının kıyafetlerine “karışması” ya da Facebook ve Twitter hesabına “müdahale etmesi” şiddet olarak yer buluyor.

  • Cinsi Sapkınlığın Önü Açılarak LGBT ve Eşcinselliğe Kalkan Oluyor

İstanbul Sözleşmesi’nin merkezinde yer alan toplumsal cinsiyet kavramında kadınlık ve erkekliğin fıtratta yer alan bir durum olmadığı, sosyal şartlara bağlı olarak gelişen bir durum olarak inşa edildiği savunuluyor. Yani cinsiyetin doğmayla değil sosyal yapıyla ilgili bir durum olduğu öne sürülüyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin geleceğe yönelik oluşturduğu tehlikenin nedeni cinsel yönelim ve cinsel kimlik kavramlarıdır. İstanbul Sözleşmesi’nin Temel Haklar, Eşitlikler ve Ayrım Gözetme bendinde, cinsel yönelim ve cinsel kimliğe yönelik ayrım yapılmaması adına, bu olgular legal kabul ediliyor. İstanbul Sözleşmesi LGBT’ye karşı koruyucu bir metin anlamına gelirken bu sözleşmeyle LGBT birçok ayrıcalığa sahip olmuş oluyor. Sözleşme zinayı meşrulaştırmakla kalmamış aynı zamanda eşcinselliğe de zemin açıyor.

  • Dini Hassasiyetler Hedef Alınıyor

Toplumsal cinsiyet kavramının sık sık vurgulandığı İstanbul Sözleşmesi’nde bu kavram üzerinden dini hassasiyetler de hedef alınıyor. Dinin ataerkil bir yapıda olduğunu savunan bu anlaşmaya göre, inanç sistemleri kadınları ikinci plana atıyor. Gerçeği yansıtmayan bu düşüncelere ek olarak, geleneksel değerler, örf ve kültür de yanlı eleştirilerle hedef alınıyor.

Sözleşmenin 12. maddesinde, “Taraflar kültür, örf ve adet, gelenek, din veya sözde ‘namusun’ işbu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmamasını sağlar.” deniliyor. Burada ön plana çıkan şey ‘namus’ kutsalı etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor.

  • Arabuluculuk Yasaklanıyor

İstanbul Sözleşmesi boşanma aşamasında olan eşler arasında arabuluculuğu açıkça yasaklıyor. Sözleşmenin 48. maddesinde, “Taraflar işbu sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete ilişkin olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dâhil olmak üzere, zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır” denmektedir. Bu maddeden de anlaşılacağı gibi, sözleşmede aileyi koruyabilecek tedbirlere kesinlikle yer verilmiyor. Toptancı bir yaklaşımla arabuluculuğun faydalı olabileceği durumlar bile İstanbul Sözleşmesi tarafından dışlanıyor.

  • Sözleşmeye Karşı Küresel Bir Muhalefet Dalgası Oluşuyor

İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan bazı maddeler açık uçlu ifadeler içeriyor. İlk akla gelen anlamlarıyla şiddetin varlığına ilişkin tespitler sunan sözleşme içerisinde birçok kavramın tanımları açıkça belirtilmiyor. Şiddete çözümden çok toplumsal cinsiyet eşitliğini ideolojik yaklaşımla sergileyen sözleşmeye birçok ülkede tepkiler çığ gibi büyüyor. Sözleşmeyi ortaya koyan Avrupa Birliği ülkelerinde bile kilise başta olmak üzere sağ partilerden, liberal politika karşıtlarından, toplumun farklı kesimlerinden büyük tepkiler yükseliyor. Bulgaristan, Polonya ve Hırvatistan’ın İstanbul Sözleşmesi’ni reddeden ülkeler arasında yer alması sözleşmenin toplum açısından tehlikesini gözler önüne seriyor.

  • Sözleşmenin İptali Ailenin Korunması İçindir

İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline karşı yükselen her haklı itirazda; kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılmak istendiği, kadınların ailenin dağılmaması uğruna can güvenliğinin hiçe sayıldığı yönünde yanlış bir algı oluşturuluyor. Hâlbuki İstanbul Sözleşmesi’nin iptalini istemek, kadına yönelik şiddetin araç haline gelmesine karşı çıkmanın yanı sıra aile kurumu üzerindeki bu baskının da kalkması için büyük bir önem arz ediyor. İstanbul Sözleşmesi ile aile politikalarının feminist ideolojilerin insafına bırakılması, ülkenin geleceği için büyük bir tehlikeye neden oluyor. Oysaki ülkemizde yaşanan kadına yönelik şiddeti durdurmanın tek yolu kadına hak ettiği değeri veren İslamiyet’ten, kendi kültür, gelenek ve göreneklerimize uygun hazırlanan yasalardan geçiyor.

Top